

Mehmet Küçükbeycan'ın kişisel sayfası.


"Anglosakson sistemini alalım.. Bu sistemin özelliği olabildiğince girişimcileri kararlarında özgür bırakmasıdır. Girişimcilerin kendi başlarına aldıkları kararlar ya da birbirleriyle olan rekabetleri sonunda ortaya çıkan durum başka kimseleri rahatsız etmiyor, onların şikâyet etmesine yol açmıyorsa, bu karar ve eylemlere karışılmaz. Devletin bu çerçeve içinde görevi, bireysel düzeyde alınan kararların toplumsal açıdan zarar doğurduğu durumlarda bunu önlemek, bunun dışında ise bireysel girişimin önünü açık tutmaktır.... Dikkat edilirse bu sistem içinde devletin karar alıcıların algıladığı belirsizliği düşürme diye bir görevi ya yoktur, ya da ikincildir."
"Kıta Avrupası sistemi ise özel girişim üzerinde devletin vesayeti olduğunu kabul eder. Dolayısıyla bu sistem içinde girişimcinin kararları ancak, devletin izni olduğunda ve o ölçüde, yaşama kavuşur. Bu nedenle de yenileşim bu dünyada, girişimci için, Anglosakson dünyası kadar, yüksek getiri sağlamaz. Buna karşılık, girişimcilerin karşılaşabileceği sürprizler de daha azdır. Başka bir deyişle devlet Kıta Avrupası sisteminde hem girişimcilerin hem de diğer çalışanların daha az belirsizlikle karşı karşıya kalmalarını sağlayacak önlemleri alma işlevini üstlenmiştir."
"Dikkat edilirse, bu iki sistem de ülkelerin gelişme yolunu açık tutmaktadır. Nitekim, örnek olarak seçilen ülkelerin tümü dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasında yer almaktadırlar. Ancak, özellikle son kriz bağlamında bir kez daha ortaya çıkan bir farkları var: İktisadi ortam olumlu olduğunda, Anglosakson sistemi, daha hızlı gelişme sağlıyor, yenileşim daha güçlü oluyor. Buna karşılık iktisadi ortamda bir bozulma olduğunda (kriz gibi) Anglosakson ekonomilerindeki insanların yaşamı olumsuz yönde daha fazla etkileniyor. Bu durumda sorulması gereken soru şu oluyor: Acaba, Anglosakson ekonomilerinin dinamizmini kaybetmeden Kıta Avrupası ekonomilerinin güven düzeyini sağlamak olanaklı mıdır? Sanırım son aylarda sözü edilen düzenleme arayışlarının temel hedefi bu olacaktır."
Friedman ise dünkü köşesinde Obama’nın temiz enerjiye olan bağlılığının umut verici olduğunu söylüyor. Hatta Demokratların karbon emisyonlarını ‘üst sınır ve ticareti’ (cap and trade) sistemi aracılığıyla düşürme tasarısından bahsediyor. Bir süredir ‘üst sınır ve ticareti’ sisteminin karbon vergisi olup olmadığı konuşuluyor. Friedman de muhalefetin bu tasarıya vergi gözüyle bakıp karşı duracağını söylüyor. Türev araçlar küresel krizin sebebi gösterilirken ve yoğun bir tepki oluşmuşken, bu sistem destek bulabilir mi?
Karbon üzerine hacmi artan finansal enstrümanlar bana bir sonraki balonun karbon ticareti veya temiz enerji kaynakları üzerine olabileceğini düşündürdü.

